Yahudi Mezalimi (26) Yahudilerin Hz Süleyman'a sihir iftirası 

Sağlığında Hz. Süleyman Aleyhisselam’la mücâdele edemeyen Yahudîler, vefatından sonra Hz. Süleyman’ı karalamaya başlayarak, kendisine verilen maddî ve manevî saltanata sihir ile kavuştuğunu iddia ettiler


Sağlığında Hz. Süleyman Aleyhisselam’la mücâdele edemeyen Yahudîler, vefatından sonra Hz. Süleyman’ı karalamaya başlayarak, kendisine verilen maddî ve manevî saltanata sihir ile kavuştuğunu iddia ettiler

Süleyman Aleyhisselâm, Karıncalar ile görüşmesinden sonra, San'a bölgesine varmıştı. San'a güzel bir yerdi. Arazısı Süleylman Aleyhisselâm'ın hoşuna gitmişti. Fakat su yoktu. Susuzluğu gidermek için hüdhüd kuşuna ihtiyaçları vardı. Hüdhüd kuşu yerin altındaki suyu görebilen bir kuştu. Hüdhüd yerin derinliklerde suyu keşfeder ve şeytan ve cinlerden meydana gelen su kazıyıcıları da orayı kazıyıp; suyu çıkarırlardı. Süleyman Aleyhisselâm:

 Süleyman Aleyhisselâm, Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi:

-"Hüd-hüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"

- "Ya bana (mazeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek, ya da onu şiddetli bir azaba uğratacağım, yahut boğazlıyacağım!"

 Çok geçmeden (Hüdhüd) geldi:

-"Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sebe'den sana çok doğru (ve önemli) bir haber getirdim.

-"Nedir o haber?"

-"Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım." Süleyman Aleyhisselâm sordu:

-"Hangi din üzerelerdi?"

-"Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar." "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler." "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur." Süleyman Aleyhisselâm Hüdhüd'e dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız." Süleyman Aleyhisselâm devam etti: "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak." Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi, idârecilerini topladı. Onlara: Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi. Sordular: Nedir bu heyecanlandıran ve kuşkulandıran mektup?" Melike: "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)." Sonra Melike dedi ki: Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam." Onlar, şöyle cevap verdiler: Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."  Melike: Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi. Vezirler ve danışmanlar sordular: Savaşmak istemediğinize göre düşüncenizi nedir?" Melike:

-"Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler." Elçiler, hediyelerle geldiler. Süleyman Aleyhisselâm'ın ihtişam ve saltanatının karşısında hediyelerini bile çıkarmaktan utandılar. Onlar altın getirmişlerdi. Süleyman Aleyhisselâm'ın ahırının duvarları bile altındandı. Atalarının eğerleri altındı.  Süleyman şöyle dedi: Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha iyidir. Ama siz, hediyenizle böbürlenirsiniz." Süleyman Aleyhisselâm, onların hediyelerini geri verdi. Melike'nin elçileri, boyunlarını büktüler. Süleyman Aleyhisselâm devam etti. (Ey elçiler! Onlara, Melike, vezir ve danışmanlarına var söyle; iyi bilsinler ki, kendilerine asla karşı koyamayacakları ordularla gelir, onları, muhakkak surette hor ve hakir halde oradan çıkarırız!" Melike Süleyman Aleyhisselâm'a teslim oldu. Müslüman olarak Süleyman Aleyhisselâm'ın huzuruna varmak için hazırlıklara başladı. Yola koyuldu.

 

 İNSANLAR VE CİNLERİ ŞAŞIRTAN GELİŞME

  İnsanlar, cinlerden üstündür. İnsanların peygamberi, peygamberleri dahil olmak üzere, meleklerden üstündür. İnsanların avâmı, peygamberleri hariç, diğer meleklerden üstündür. Süleyman Aleyhisselâm'ın değerli veziri Asâf bin Berhiyâ hazretleri, gerçekten insanın değerini cinlere karşı ispat eden büyük insandır. Asâf bin Berhıyâ Hazretleri, insanların, cinlerden daha üstün niteliklere sahip olduklarını, bütün insanlığa duyurdu. Kur'ân-ı Kerim, Asâf bin Berhıyâ hazretlerini şöyle anlatmaktadır: Sonra Süleyman müşavirlerine dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o Melike'nin tahtını bana getirebilir?" Cinlerden bir ifrit, “Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var." dedi. Süleyman Aleyhisselâm, hemen kararını vermedi. Biraz bekledi. Bu şerefli işin cinler değil de melekler tarafından yapılmasını istiyordu. Kitaptan ilmi olan Asâf bin Berhiyâ (r.h.) ise, “Gözünü açıp kapamadan, ben onu sana getiririm" dedi. Asâf bin Berhıyâ Hazretlerinin dua ve kerâmetiyle, Melike'nın tahtı orada beliriverdi. İnsanlar ve cinler şaşırdılar. Göz açıp kırpıncayakadar melikenin tahtı gelmişti. Saniyenin milyârda biri kadar bir zaman dilimi içinde tahtın oraya gelmesi üzerine mü'minler, şükür secdesine kapandılar. Tekbirler getirdiler. Süleyman Aleyhisselâm, onu (Melike'nin tahtını) yanıbaşına yerleşivermiş görünce: Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan üzere Rabbimin (gösterdiği) lütfundandır. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur; nankörlük edene gelince, o bilsin ki Rabbim müstağnidir, çok kerem sahibidir," dedi. Allah'a şükür etti. Süleyman devamla dedi ki: Onun tahtını bilemeyeceği bir vaziyete sokun; getirin bakalım tanıyabilecek mi, yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?" Melike gelince, Süleyman Aleyhisselâm, ona: Senin tahtın da böyle mi?" dedi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! Zaten bize daha önce bilgi verilmiş ve biz teslimiyet göstermiştik." O'nu, Allah'tan başka taptığı şeyler alıkoymuştu. Çünkü kendisi inkârcı bir kavimdendi.

 

MELİKE İMANA GELDİ

 Melike, Süyeyman Aleyhisselâm'ın veziri Asâf bin Berhıyâ o büyük kerâmeti karşısında dona kalmıştı. Kendisi gelmeden önce, tahtı göz açıp kırpıncıya kadar gelmişti. Süleyman Aleyhisselâm, akar suların, derelerin, nehirlerin ve fıratların üzerinde, billurdan şeffaf, köprüler yapmıştı. Camdan yapılan o köprülerin üzerinde atlar, arabalar, insanlar ve ağır vasitalar geçebiliyordu. Bir nehrin üzerine  geldiler. Nehir kendileriyle sarayın arasındaydı. Karşı tarafa geçmek için, Süleyma Aleyhisselâm; Melike'ye: Köşke gir!" dedi. Melike onu görünce derin bir su sandı, köprü olabileceğini zannetmedi, ıslanmamak için  eteğini çekti. Süleyman: Bu billurdan yapılmış, şeffaf bir zemindir" dedi. Melike dedi ki: Rabbim! Ben gerçekten kendime yazık etmiştim. Süleyman'ın maiyyetinde, âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum."

CİNLER GAYBI BİLMEZLER

 Süleyman Aleyhisselâm'ın hayatı insanlara, vaaz ve nasihat olduğu gibi onun ölümü de bütün insanlığa büyük bir ders ve örnekti. Cinler, bazı insanların üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyorlardı. Cinler,

            -"Biz gaybı biliriz," diyorlardı.

            Cinler ile ilişkisi olduğunu söyleyen bazı Yahudî Kâhinler, halkın üzerinde baskı kuruyorlardı.

            -"Cinlerim var!"

            -"Gaybı bilirim!"

            -"Cinler bana gayıptan haber getiriyorlar," diyerek, halkı kendi emirlerine almaya çalışıyorlardı. Bir çok Yahudî kâhinler bu yolda para kazanıyorlardı.

            Cenab-ı Allah, cinlerin gaybı bilmediğini ilâhî bir sistemle bize öğretti. Kur'ân-ı kerim'de açıklandığı üzere, Cenab-ı Allah, Süleyman'ın emrine de rüzgarı verdi. Sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü bir aylık yol idi. Erimiş bakır menbaını da ona sel gibi akıttı. Rabbi'nin izniyle elinin altında cinlerden de çalışan vardı. Onlardan da kim Süleyman Aleyhisselâm'ın emrinden dışarı çıkarsa Cenab-ı Allah ona ateş azabından tattırırdı. Cinler, Süleyman Aleyhisselâm'a mihrablar, timsaller (heykeller) ve havuzlar gibi çanaklar ve sâbit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Süleyman Aleyhisselâm, bütün otlar ve ağaçlar ile konuşurdu. Onların tesbihlerini duyardı. Her ot ve ağaca dile gelip, neye faydalı olduğunu, Süleyman Aleyhisselâm'a söylerlerdi. Mescid-i Aksâ'nın bahçesinde bir gün keçi boynuzu ağaçı bitti. Süleyman Aleyhisselâm, ona sordu:

            -"Ne şifâ ve faydalısın?"

            Keçi boynuzu:

            -"Ey Allah'ın peygamberi! Ben bu mescid'in harap olması için bittim," buyurdu. Süleyman Aleyhisselâm, Azrâil Aleyhisselâm'a ne kadar ömrünün kaldığını sordu. Azrâil Aleyhisselâm, bir saat ömrünün kaldığını haber verdi. Süleyman Aleyhisselâm, dua etti: Yâ Rabbi! Cinlerin gaybı bilmedikleri orta, çıkması ve insanoğlu tarafından iyi anlaşılması için benim ölümümü cinlerden sakla, onlara bildirme," diye dua etti.

 SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM’IN VEFATI

            Cenab-ı Allah, duasını kabul etti. (1) Süleyman Aleyhisselâm, cinlere büyük bir iş verdi. İnşaat emri verdi. Büyükçe bir yer yapılacaktı. Saray ve şehir kuruluyordu. Süleyman Aleyhisselâm, çalışan cinlerin karşısına yüksekçe bir yere çıktı. Asâsına dayandı. Cinleri seyretme başladı. Cinlere: Burayı kısa bir sürede bitirin," diye emir verdi. Süleyman Aleyhisselâm, asâsına dayandığı halde Cenab-ı Allah, emânetini aldı. Ama Süleyman Aleyhisselâm olduğu yerde asâsına dayanmış bir şekilde ayakta bekliyordu. Mevsimler geçti. Zaman ilerledi. Cinler, hiç ara vermeden canla başla çalıştılar. Emredilen işleri bitirdiler. Zamanla Süleyman Aleyhisselâm'ın asâsından yere gelen tarafından bir güve girdi. Güve asâyı yedi. Asâ Süleyman Aleyhisselâm'ın dayanması ile kırıldı. Süleyman Aleyhisselâm'ı yere düşmesiyle insanlar ve cinler başına toplandılar. Doktorlar, Süleyman Aleyhisselâm'ı muayene ettiler ve dediler ki "Süleyman Aleyhisselâm yıllardır vefat etmiş! Haberimiz yok!"  insanlar, cinlerin gaybı bilmediğini anladılar.  Cinler şaşkındı. Gaybı bildiğini iddia eden cinler, ne diyeceklerini bilmiyorlardı. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor: Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı." (2) Süleyaman Aleyhisselâm'ın vefat etmesiyle insanlar, cinlerin gaybı bilmediklerini anladılar. Eğer cinler, gaybı bilmiş olsalardı, ta bir sene önce vefat etmiş olan, Süleyman Aleyhisselâm'ın vefat ettiğini bilir ve ağır işlerde çalışmazlardı.

 

  YAHUDİLERİN İFTİRALARI

Yahudîler, Süleyman Aleyhisselâm'a iftira ettiler. Süleyman Aleyhisselâm'a verilen, maddî ve manevî saltanata sihir ile kavuştuğunu iddia ettiler. Süleyman Aleyhisselâm'ın sihirbâz olduğu yaygarasını yaydılar. Bu şeytanlar, hem cin şeytanı ve kötü ruhlar denilen gizli şeytanlar ve hem de insan şeytanları olan Yahudî kâhinlerdi. Gizli şeytanların eserleri de insan şeytanları üzerinde meydana gelir ve zahirdeki insan şeytanları, o kötü ruhlardan aldıkları, onlardan öğrendikleri şeytanlıklarla işlerini çevirirler. Tefsircilerden birçoğunun rivayetlerine göre: Süleyman (a.s.)ın mülkünde fitne zuhur edip, hükümetini yitirdiği zaman, insan ve cin şeytanları pek azıtmış, dinsizlik çok ileri gitmişti. Fitneyi çıkaran ve daha sonra Süleyman (a.s.)'a mağlup düşen ve onun emrine girip, hükmüne tabi olan bu şeytanlar. Vahiy kaynağından uzak olan bu cin ve insan şeytanlar, meydana gelen ve gelecek olan olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım bilgiler edinirler ve bu bilgilerin her birine yüzlerce yalan ve pislik karıştırarak gizli gizli yaymaya çalışıyorlardı. Bu işlere alet etmek için kahinleri seçerler ve onlara çeşitli telkinlerde bulunurlardı. Bu cinlerin bazı haberleri doğru çıktıkça kahinler bunlara güvenir, ancak onlar bunun yanında binlerce yalan dolan da yayıyorlardı. Derken zamanla bu kahinler, bu bilgileri kaleme aldılar, bu konularda kitaplar yazdılar. Cin çağırma, sihir yoluyla gönül çelme hakkında türlü türlü sihir ve efsun (büyü) kitapları meydana getirdiler. Bu arada geçmiş ve gelecek olaylar hakkında habere benzer efsaneler, masallar, yalanlar ve dolanlar yaydılar. Tarih olayları ve gerçekleri tahrif olunarak, halkın duygu ve düşüncelerini yanlış yollara sevk edecek hurafeler yayınlanır ve bunlar arasına bazı bilimsel gerçekler ve hikmetli sözler karıştırılarak, konular çok k ötü bir şekilde istismar edilirdi. Bu suretle cinler gaybı biliyor diye birtakım kanaatlar genellik kazanmıştı. Bu şeytanların yalan ve dolanları yüzünden fitne çıkmıştı. Cinler ve şeytanlardan ilham alan kâhinler, Süleyman Aleyhisselâm'ı karalamak ve insanların gözünde düşürmenin yollarını araştırdılar. 

GÖZLERİ DÜNYA HIRSI BÜRÜMÜŞ YAHUDİLER    

Kâhin Yahudîler, sihir kitapları yazdılar. Yalan-yanlış yazmış oldukları, sihir kitapları büyük bir yekün oluşturuyordu. Yazmış oldukları kitapları Süleyman Aleyhisselâm'ın sarayının bahçesine ve değişik yerlerine götürüp gömdüler. Dahas sonra, sihirbâzlar, kâhinler ve kötü niyetli Yahudîler:

            -"Ey insanlar! Bilmiş olunuzu ki, Davud oğlu Süleyman peygamber değildi."

            Halk sordu:

            -"Neydi ya?"

            Yahudî kâhinler devam ettiler:

            -"Dâvud oğlu Süleyman, peygamber değil bir sihirbazdı."

            Halkı yine sordu:

            -"Peki maddi ve manevî saltanatı, insan, cin, şeytan, rüzgar ve bütün hayvanlara hükmetmesi ve kuşlar ile konuşması neydi?" “Hep sihirdi" Halk, kahinlere inanmadı. Yahudî kâhinler, halktı saptırmak için: Ey insanlar! Davud oğlu Süleyman, o büyük saltanata büyü sâyesinde erişmişti. Eğer inanmıyorsanız, onun sarayını gezin dolaşın, sakladığı kitapları bulursunuz."  Sordular:  Kitapları bulursak ne yapacağız?" Yahudî kâhinler cevap verdiler: "Her biriniz birer Süleyman olursunuz!" Akl-i selim sahabi biri çıkıp: Madem ki, sen, o bilgilere sahip olan kişilerin, Süleyman Aleyhisselâm gibi dünyaya hakim olacağını söylüyorsun neden sende onlara tatbik edip, bir Süleyman olmuyorsun?" diyemedi. Gözleri dünya hırsı bürümüş olan Yahudîler, Süleyman Aleyhisselâm'ın sarayına koştular. Didik didik aradılar. Bir şey bulamadılar. Kâhinler, kitapları gömmüş oldukları yeri halka gösterdiler. “Burayı kazın," dediler. Orayı kazıdılar. Bir çok kitap çıktı. İçinde büyüler, yazılı olan ve sihir işâretleri olan birçok kitap. Bu kitaplar Hz. Süleyman'ın vefatından sonra hazırlanıp oraya konmuş, birçoğunun üzerine Asaf b. Berhiya'nın ismi yazılmış ve onun eseriymiş gibi sahte imzalar atılmış, hile ve desise ile çoğaltılıp yayınlanmış kitaplardı. Bunun üzerine, cinler, şeytanlar ve kâhinler: Süleyman sihirbazmış, hükümetini sihirle idâre edermiş!" diye halkın inancını bozdular. Yahudîler, o büyük peygambere, sihirbaz deyip, dünya ve âhiretlerini harap ettiler. Süleyman Aleyhisselâm'a sihir baz diyenler kâfir oldular. Süleyman Aleyhisselâm'a büyücü diyen Yahudîler, dinden çıkıp, kâfir oldular. Cenab-ı Allah, Yahudîlerin yalanlarını çürüttü. Cenab-ı Allah, Yahudîlere şöyle cevap verdi:(Yahudîler,) tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydi. (3)

KAYNAKLAR

(1)  Mir'ât-ı Kâinât, c. 1, s. 266
(2) Seb'e: 34/14
(3) Bakara: 2/102

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



Diğer Haberler